Orhan Baltacıgil

Paris’te Bir Meydan Yeniden Düzenlenirken…


Paris’te biraz olsun yaşamış olanlar bilirler; yer altında en çok sayıda metro hattının üst-üste çakıştığı yer, şehrin tam ortasındaki Les Halles istasyonudur. Burası, -yer yüzüne hiç çıkmadan- beş ayrı şehir içi metro hattı ile (başkent ile çevre yerleşimler arasını bağlayan) üç ekspres raylı ulaşım ağı arasında aktarma yapılabilen en büyük yer altı garıdır. Bu değişim istasyonunun günlük transit yolcu kapasitesi 750 bin kişiymiş.

Les Halles istasyonu bir bakıma Paris’in giriş kapısı da sayılıyor. Zira başkenti her yöne bağlayan “yüksek hızlı” trenlerin son durağı konumundaki üç büyük gar ile kentin kuzey ve güneyinde bulunan iki hava limanına ulaşan ziyaretçilerin, merkeze gitmek üzere metroya bindiklerinde yeryüzüne ilk çıktıkları yer genellikle Les Halles istasyonu oluyor. Buna, çevresiyle birlikte on bir milyon nüfusa ulaşan Paris’i uzak banliyölerine bağlayan üç bölgesel ekspres metro yolcularını da ekleyince, bu ‘kapıdan’ kente girişte edinilen ilk izlenimin önemi iyice ortaya çıkıyor.

***

Öğrencilik yıllarımda çevre ekspres metroları yapılmamıştı. Paris’e gittiğim ilk yıl Les Halles (Haller) denilen yerde bulunan ve başkentin her türlü gıda gereksinimini karşılayan -adı üstünde- toptancı gıda hali de henüz kent dışındaki yeni yerine taşınmamıştı. 1854 ile 1870 yılları arasında mimar Victor Baltard tarafından tasarlanıp inşa edilmiş ve O’nun adıyla anılan, demirle camdan yapılmış on iki adet pavyon, kaldırılmalarına yıllar öncesinden karar verilmiş olmasına karşın henüz sökülmemiş, yerlerinde durmaktaydılar. 1963’te çekilen Shirley Mc Lane ile Jack Lemmon’un oynadıkları “Sokak Kızı İrma” (Irma La Douce) filminin setini oluşturan bu mahalle, romancı Emile Zola’nın “Paris’in Karnı” nitelemesini hak edercesine günün yirmi dört saatinde canlılığını korumaktaydı. İçkiyi fazla kaçıranlar, ayılmak için sabaha karşı (bizdeki işkembe çorbası niyetine) ünlü “soğan çorbası” içmek için buraya gelmeyi sürdürüyorlardı.

Sonra, 1969’un Mart ayının 4’ünü 5’ine bağlayan tek bir gecede, bu devasa halin bütün işlevi Rungis’te inşa edilmiş olan yeni binalara aktarılıverdi. Ne var ki bir dönemin tarihine tanıklık eden o demir yapılar 1971’den 1973’e değin bölüm bölüm sökülürken bile son ana kadar -bu kez kültürel ve gösteri etkinlikleri için mekân oluşturarak- Paris yaşamına katkılarını sürdürdüler. Ardından, eski hal yerleşimlerinin şehrin tam ortasında kapladığı yaklaşık dört hektarlık (kırk bin metrekare) yerde kocaman bir çukur kazıldı. Öyle büyük bir çukurdu ki bu, kara mizahı seven İtalyan kökenli yönetmen Marco Ferreri, içinde konusu Uzak Batı’da geçen bir ‘kovboy filmi’ bile çekti! Bu hafriyat alanı benim öğrencilik yıllarımın sonunda hâlâ “Hal Çukuru” olarak anılmaktaydı. Kentin tam kalbinde yer alan bu muazzam kazı alanı, daha yıllar boyunca ulaşımı iyice zora sokarak, doğu-batı ekseninde planlanan ilk bölgesel ekspres metro hattının yapımını bekledi. Çok derinden geçen bu hızlı metro 1977 yılında bitirildikten sonra üzerine inşa edilmeye başlanan alışveriş merkezinin ilk bölümü 1979’da hizmete girmiş. 1985 yılında ise eski çukuru tümüyle dolduran ‘yer altı kenti’ tamamlanarak “Hal Meydanı” (Forum des Halles) adı altında açılışı yapılmış. O dönemde artık Paris’te değildim. Yıllar sonra yeniden gittiğimde, yukarı ya da aşağı yönde yapılmış camdan büyük piramitler sayesinde gün ışığının en alt bodrum katlarına değin ulaştığı yer altındaki bölümleri olsun, her türlü yapılaşmadan korunarak yeşillendirilmiş yüzeydeki geniş alan çevresinde Paris’in dillere destan kent siluetini çelik ve camla yeniden yorumlayan çağdaş binalarıyla olsun, “Hal Meydanı” düzenlemesinden doğrusu çok etkilenmiştim. “Hallerin şehir dışına çıkarılmasına karar verilişinden, projenin tamamlanmasına kadar geçen yirmi üç uzun yıla değmiş” diye düşünmüştüm…

Derken, üzerinden şöyle bir on yedi yıl geçmiş-geçmemiş, “Hal Meydanı” düzenlemesinin bir kez daha ‘yetersiz’ kaldığı ortaya çıkmasın mı? Meğerse zaten, ta 2002’de “Forum des Halles” in yenilenmesine karar verilmişmiş! Aradan geçen on yedi yıllık sürede sayıları üçe çıkmış olan bölgesel ekspres metroların katlanan yolcu sayısı yüzünden yer altı garının bu ağır yükü taşıyamaz hale gelişi, yeni normlara göre sürekli güncellenen güvenlik yönetmeliklerinin getirdiği yükümlülüklerin karşılanmasındaki zorluklar, bakım ve iyileştirme çalışmalarının yetersizliği sonucu ortaya çıkan eskime ve yıpranma gibi nedenler, ‘ciddi bir renovasyon’a gidilmesi sonucunu doğurmuş. Gerçi bu kez her şey, önceki gibi sil baştan yapılmayacakmış. Ne var ki, mevcut yer altı strüktürün kolonlarına taşıtılacak da olsa, bu yeni düzenlemede yüzeysel makyaj kolaycılığından kesinlikle uzak durulacakmış…

***

Yeni projeyi incelerken, Fransız ulusunun devrim yapma merakına bir kez daha tanık oldum. Burada söz konusu olan devrim, iletişim alanında… 1970’li yılların Paris’inde otomobille etrafından homurdanarak dolaşılan tahta perdeyle çevrili şu meşhur kör “Hal Çukuru” nerede, o günden bugüne küresel boyutta içine girilmiş bulunulan “iletişim çağı”nın bütün gereklerini insanlığa örnek oluşturacak biçimde yaşama geçiren şimdiki ilerici yaklaşım nerede…

Bu arada değişmeyen şeyler de var. Bunlardan biri, kent yaşamını ilgilendiren bir konuda planlamaya verilen önem: Bu sürecin aceleye getirilmeden, uzmanlığına güvenilen kişiler eliyle ve geniş bir mutabakat sağlanarak değerlendirilmesi. Bir diğeri ise, herhangi bir kentsel dönüşüme karar verilirken gözetilen ana ilkenin, bu dönüşümün asla rantçılığa hizmet etmeyen, tam tersine, şehir yaşamını kolaylaştıracak, ulaşıma, kültür etkinliklerine, rekreasyon gereksinimine katkıda bulunacak bir içerikte olması.

1962’de Hallerin kent dışına çıkarılması kararının alınmasından, -ağırlıklı olarak bölgesel ekspres metro inşası üzerine kurulu- yer altı imar projesinin uygulanmaya başlaması yedi yılı almıştı. 2002’de “Forum des Halles”in yeniden düzenlenmesinin kararlaştırılmasından, yapı etkinliklerine 2010’da başlanmasına kadar geçen süre de sekiz yıldan az değil. Bu süreçte birbiriyle bağlantılı sekiz kamuoyu yoklaması yapılmış, beş tanıtım sergisi, on sekiz halka açık toplantı gerçekleştirilmiş. Ayrıca, 5 adet sürekli mutabakat komisyonu, temalara göre ayrışmış 39 çalışma grubu ve şantiye işleyişini denetleyen 16 halk komitesinin katılımıyla tam altmış kez uyum arayış toplantısı düzenlenmiş. Yapı sürerken saydamlık gereği, isteyenin şantiyeyi izleyebilmesi için bir seyir platformu oluşturulmuş. Haftanın her günü açık enformasyon bürosunda projeyi bütün yönleriyle tanıtan ücretsiz broşür ve kataloglar bulunduruluyor. Ayrıca, şantiyenin planlamaya ne kadar uygun olarak ilerleyip, ilerlemediği her hafta basılıp dağıtılan föylerde açıkça görülüyor: ortaya çıkabilen aksamaların gerekçeleri açıklanıyor; bunları telafi etmek için bulunan çözümler halkla paylaşılıyor. 

14,5 metre gibi alçak gönüllü ve çevreye saygılı bir yükseklikten ama 96 metre gibi muazzam bir açıklığı da destek almadan geçerek yer altı şehrinin girişini koruma altına alan çelik ve cam örtü (kanopi), teknolojinin tüm olanaklarını kullanmakla birlikte esin kaynağını doğadaki morfolojik gelişme ilkelerinden alıyor. Halka dağıtılan tanıtım kitapçıklarından birinde projenin mimarı (2004’teki Büyük Mimarlık Ödülünün sahibi) Patrick Berger, tasarımını; “yapılaşmış alan ile bitkisel uzam arasında eklem görevi yapacak, doğanın ve kentin enerjilerinin birlikte titreşmelerini sağlayacak bir yapı” olarak tanımlıyor.

Aynı kitapçıkta, şehircilikten sorumlu belediye başkan yardımcısı bayan Anne Hidalgo, Paris Belediyesinin uzun yıllardır sahip olduğu: ‘başkenti özel otomobillerden olabildiğince arındırma ve alternatif ulaşım araçları ile yayalaşmayı özendirme’ yaklaşımını  bu proje bağlamında bir kez daha somut örneklerle açıklıyor.

Uçak, tren, metro türünden iç sıkıcı bir araçtan indikten sonra, Paris gibi bir dünya metropo-lüyle ilk tanışma anında nasıl böylesine iç açıcı bir doğa görünümüyle karşılaşılacağı, bu yazıya eşlik eden proje canlandırma resimlerinden gayet iyi anlaşılıyor. Burada görülen yeni tür yeşil alan yaklaşımı, Fransızların o ünlü simetrik park düzenleme alışkanlıklarını da bir kenara bıraktıklarının en güzel kanıtı olsa gerek…

Çağdaş bir mimarlık başyapıtı olacağı şimdiden belli anıtsal ‘kanopi’nin altında, sağda-solda ortaya çıkacak kapalı alanların AVM olarak değerlendirilmeyip(!), “işitme engellilerin diğer insanlarla kültür ve sanat alışverişinde bulunacakları bir çalışma ve gösteri merkezi ile göçmen aile çocuklarını sokağa itilmekten kurtaracak ve “hip-hop” / “krump” dans eğilimlerini rahatça hayata geçirebilecekleri atölyelere mekân sağlayacağını; ayrıca, inşaat sürerken her yaştan çocuğu mahalle yaşamına şimdiden katıcı rehberlik çalışmaları düzenlendiğini; evsizlerin de unutulmayıp onların barınma, beslenme ve temizlenme gereksinimlerinin şantiye alanının hemen yakınlarında kurulan geçici barınaklarda karşılanmakta olduğunu yine bu broşürlerden öğreniyoruz.

Yeni “Haller Meydanı” düzenlemesiyle ilgili daha fazla bilgi: www.parisleshalles.fr sitesinden elde edilebilir.